30/1/2008 ·
Yorum (0)
30/1/2008 ·
Yorum (1)
30/1/2008 ·
Yorum (1)
30/1/2008 ·
Aynı sokakta oturuyorduk.
Adı esrarengiz.
Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi,
Hepsi nedensiz, hepsi sebepsiz.
Kirli sakalları vardı, kahverengi gözlüğü, kumraldı...
Ben nefret ederdim ama mahallenin bütün kızları ona hayrandı...
Bir gün onunla yolda karşılaştık.
Çok güzel bir yüzü vardı.
O an kalbimi söküp atasım geldi,
Çünkü deli gönlüm o an onun aşkıyla alevlendi.
Artık uyumak yerine sürekli onun evini izliyordum.
Onunla karşılaşabilmek için akşam saatlerce kapılarda duruyordum.
Bir akşam onu yolda gördüm.
"Bir dakika bakar mısın?" dedim,
"Acelem var Küçüğüm" dedi.
Sanki bana aramızdaki yaş farkını hatırlattı.
Eve gidip ağladım.
Ertesi gün eve girdiğini gördüm.
Hemen gittim ve kapıyı çaldım.
Açtı, "Ne var Küçüğüm?" dedi.
Adımı bile söyleyemedim.
Sadece "Seni SEVİYORUM" dedim.
Gülümsedi cevap bile vermedi.
"Evet?" dedim, "Ne evet?" dedi.
Konuşmadım ve koşarak dışarı çıktım.
Daha sonra da bir ay boyunca evden çıkmadım.
Birgün arkadaşlarla evde otururken,
Mahalleye sirenler içinde bir ambulans geldi.
O günü hiç unutmam...
Ambulanstan alelacele inenler hızla onun evine girdi.
Bütün mahalle aşağı indik ve seyre daldık.
Birkaç dakika sonra onu sedye ile dışarı çıkardılar.
Önümden geçerken "Ben de seni Küçüğüm." dedi
Ve gözlerini yumdu.
Donup kaldım, çünkü herkes bana bakıyordu.
Eve doğru koşmaya başladım.
Gözyaşlarım durmadan akıyordu.
Eve vardım, annemler ondan bahsediyordu.
Ailesi yokmuş.
Kendi gayretiyle bu yaşa gelmiş, okumuş.
Sevdiği bir kız varmış,
Ailesi vermeyince kız kaçmış
Ama kaçtığı gün ölmüş.
Bir süre sonra yine sevmiş
Ama ne yazık, o da ölmüş.
Kimi sevdiğise ölüm ayırmış.
Sanki onun sevgisi,
Azrail'in ölüm fermanıymış.
Bazen hiç nedensiz, durup dururken ağlıyormuş.
Uyurken, baş ucunda bir kağıt, bir kalem, bir de fotoğraf duruyormuş.
Biran önce ölebilmek için sanki dua ediyormuş.
İntihar edip, hastaneyi aramış.
Polisler evinin duvarında "Küçüğüm" yazısını bulmuşlar.
Polisler, evinin duvarında "Küçüğüm" yazısını bulmuşlar.
"Küçüğüm, sen de ölme, Küçüğüm sen de ölme" yazıyormuş.
MUHAMMED DURAN
Yorum (0)
30/1/2008 ·
BAZEN AŞK GİDER
Bazen aşk gider ve hayatta gider ardından. Siz terk edildiğiniz yerde öylece kalakalısınız. Bir sabah uyanırsınız ki! Gözünüzü açtığınız ömür sizin ömrünüz değildir. Aynada tek parça görünen bedeniniz, aslında lime limedir. Nefes diye içinize çektiğiniz parçalanmış aşkınızın cam kırıklarıdır. Ölmeyip uyandığınıza her sabah lanet edersiniz.
Bazen aşk gider, önünüzde bir kadeh rakı ve küllükte ölüm dolusu izmaritle siz öylece bakakalırsınız arkasından zaman dursun saatler hiç geçmesin istersiniz.
“…Tanrım ne olur gerçek olmasın, ne olur güneş doğmadan geri dönsün. Teninde başka bir tenin kokusunu getirse bile, geri dönsün yeterki. Hiçbir şey sormam ona bu geceyi hiç yaşanmamış sayarım…” dersiniz.
Bazen aşk gider ve siz yıllardır içinde yaşadığınız yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığınıza taşınırsınız. Elleriniz varmaya varmaya boşaltırsınız bütün dolapları.çekmeceden çıkan her giysi parçası, onunla geçirdiğiniz anıların tarihiyle ağırlaşır.
Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıştığınız yatak, utancından bakamaz yüzünüze. Valizinizi kapı önüne yığıp, son bir sigara için koltuğa yığılırsınız. Gidiyorsunuz işte. Aşkınızı kendi ellerinizle başka bir aşka teslim edip.
Bazen aşk gider ve adresi değişir evinizin. Sesinizin tonu değişir, yüzünüzün rengi, yatağınızın sıcaklığı.Uykularınız değişir ve rüyalarınız…
Öfkeyi bir türlü yurdunda kabul etmeyen, vefasız bir unutuluşa kurban olsada solup gitmeyen, hayattan soğutup size ölümü özleten, ölü bir bedende canlı kalmakta direnen… Anlarsınız aşktır bu…
Bazen aşk gider, aslında bilirsiniz nereye gittiğini. Onu çağıran, o eksik yaralı ve hep kanayan çocukluğudur. Onu çağıran hani o gözlerinde görüp de beklide en çok bu yüzden vurulduğunuz ertelenmiş çocukluğunun o mavi bahçesidir. Dönüp dönüp yeniden baktığı o gizemli bahçede onu eksik severek yaralanmış, annesini sesini duyar gibi olmuştur beklide. Yanıldığınızı anladığınızda ürkekçe o bahçenin bir köşesine sığınıp göz yaşlarına boğulmuşsunuzdur. Beklide bu yüzden affedersiniz onu.
Her akşam açıp girdiğiniz o kapıdan başka bir sevda giriyordur artık. Her gün oturduğunuz koltukta o bakmaya doyamadığınız gözlerin ışığında başka bir sevda oturuyordur şimdi. Gölgenize alışık duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunuzu. Her gece uyuduğunuz yastığa bir başka sevda kokusunu bırakıyordur. O öpmeye kıyamadığınız dudaklarda başka bir sevdanın adı yatmaktadır.
Bazen aşk gider ama ölüm gelmez bir türlü. Ne yapsanız öfke duyamazsınız. Bir kibrit aleviyle ateşe verdiği ömrünüzün alevleri içinde, eriyip giden yüzünüze, silinip giden kokunuza, kül olan yüreğinize ve dönüp bir kez bakmaya o sevdanıza. Anlarsınız aşktır bu…
Çünkü bilirsiniz ki! aşk, çocukluğun arka bahçesinde dalıp gittiğiniz ve sonra evin yolunu bir türlü bulamadığınız, kurallarını kimsenin bilmediği garip bir oyundur aslında.
Bir gün ansızın o oyunda ansızın yanılı vermiş, hakketmediğiniz halde o bahçeden kovulmuşsunuzdur. Anlayamazsınız neden kovulduğunuzu, nerede hata yaptığınızı neden unutulduğunuzu. Yıllardır oynadığınız o büyülü oyuna dalıp hayatı dışınızda bıraktığınız için, bir gün aşk gider hayatta küser size. Siz evin yolunu bile bir türlü bulamazsınız. Bazen aşk gider günler geçer ardından, sonra yıllar. İnsanlar büyür, insanla yaşlanır ve insanlar ölür. Anılar belleğin acımasızlığına teslim olur. Sevilen unutur, seven yanar.
Bazen aşk gider yada siz gittiğini sanırsınız…
Giden gitmiştir bir kez
Dönmeyecektir üstelik
Yinede bitmez yüreğin feryadı
Yürekler saklar anıları saklar sevdaları
Geride kalanlar ulaşamasa da
Yüreğinden geçenleri bilmesini ister
Diller söyler yazar kalemler
Yaralı yüreklerin feryadıdır geride kalanlar
Kimseye anlatılmaz ayrılık acısı
Yazılır yürekten geçenler
İtiraflar … pişmanlıklar…
Saklanır sonra
Belki yıllar sonra çıkarılıp okunmak üzere…
Bir sonbahar akşamıydı. Bilmediğim sokaklarda nereye gideceğimi bile bilmeden yürüyordum öylece. Yüreğim önceleri öylesine tatlı acıyordu ki! Ama artık dayanılmaz olmuştu. Sanki yürüdüğüm bu yolun sonunda sana kavuşmak varmış gibi yürümenin bana verdiği büyük bir hazla yürüyordum durmadan ve yüreğimde her an seninle karşılaşacakmışım gibi bir heyecanla. Aklıma geliyordu bu sensizliğin beni kavuran acısı. Ve işte o an senden uzaklaştığımı düşünerek duraksıyordum. Korkunç bir ikilem içinde dehşetlere kapılarak geri dönmek istiyordum o an. Ne yapacağımı bilmeden yolun ortasında öylece kalmak sadece ağlamak istiyordum belki bir yerlerden duyasın çığlıklarımı ve görürsün süzülen göz yaşlarımı diye.
Ne zaman biter devam ediyordum yürümeye. Yürüyordum! Çünkü, karşıma çıkacak her şeye razıydım artık.
Yorum (0)
« Önceki :: Sonraki »


